
Pandemiden bugüne dünyanın büyük bölümünde ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşandığı bilinen bir gerçek. Küresel krizlerin Türkiye’yi de etkilemesi elbette anlaşılabilir bir durum. Ancak Türkiye’de yaşanan sıkıntıların geçici olmaktan çıkıp kronik bir hal alması, vatandaşın kafasında tek bir soruyu büyütüyor: Vatandaş neye inanacak, neden inanacak? #ekonomikkriz #emekli #siyaset
Bugün asgari ücretlisinden emeklisine kadar geniş bir kesim ciddi bir ekonomik baskı altında yaşam mücadelesi veriyor. Zam kelimesi bazı medya organlarında adeta sansürlenip “güncelleme” olarak ifade edilse de vatandaşın yaşadığı gerçek değişmiyor.
Cebe giren belli, cepten çıkan belli. Ancak ev ile çarşı arasındaki hesap artık tutmuyor. Gelir ile gider arasındaki denge bozuldukça, faturanın her seferinde vatandaşa kesildiği yönündeki algı güçleniyor.
Türkiye’de siyaset kurumuna güven uzun yıllardır tartışılan bir konu. Ancak son yıllarda hem iktidar hem de muhalefet kanadı toplumun çok daha sert eleştirileriyle karşı karşıya kalıyor.

Vatandaş bir yandan mutfaktaki yangınla mücadele ederken, diğer yandan siyasetin sert tartışmaları arasında sıkışmış durumda. Güç, makam ve mevki üzerinden topluma üstten konuşan siyasetçiler ya da halktan kopuk söylemler kullanan isimler, bu güvensizliği daha da derinleştiriyor.

Siyasetin içinde yaşanan yön değişimleri, ani söylem değişiklikleri ve keskin tartışmalar ise toplumun gözünde siyasi dengelerin sarsıldığı algısını güçlendiriyor.
Ekonomi yönetiminin başındaki isim olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin artık “yüksek gelirli ülkeler grubuna girdiğini” ifade ediyor.
Aynı gün içerisinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ise emeklilerin bayram ikramiyesine ilişkin sorulara şu cevabı veriyor:
“Kaynak bulmakta zorlanıyoruz. Emeklilerin bayram ikramiyesine zam yapılmayacak.”

Bu iki açıklama yan yana geldiğinde ortaya çıkan tablo vatandaş açısından ciddi bir soru işareti yaratıyor.
Bir tarafta “yüksek gelirli ülkeler ligine giren Türkiye” söylemi, diğer tarafta ise emeklilere yapılacak artış için kaynak bulunamadığı açıklaması.
Bu noktada vatandaş doğal olarak şu soruyu soruyor: Eğer ekonomi gerçekten yükselişteyse bunun vatandaşa yansıması nerede?
Aynı siyasi yapı içinde yer alan iki etkili ismin aynı gün yaptığı açıklamalar, kamuoyunda adeta birbirini tekzip eden bir tablo oluşturdu.
Bir taraf ekonomik başarı vurgusu yaparken, diğer taraf kaynak sıkıntısından söz ediyor.

Bu durum yalnızca vatandaşın değil, ekonomi yorumcularının ve kamuoyu analistlerinin de kafasında ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Bugün toplumun önemli bir kesimi şu sorunun cevabını arıyor:
Türkiye gerçekten ekonomik olarak Şampiyonlar Ligi’nde mi mücadele ediyor, yoksa amatör ligden düşmemek için mi direniyor?
Bu sorunun cevabını ise en nihayetinde millet verecek.
Demokrasilerde nihai karar her zaman milletindir. Vatandaşın yaşadığı ekonomik gerçekler ile siyasi söylemler arasındaki fark büyüdükçe, bu farkın nasıl değerlendirileceğini zaman ve sandık gösterecek.



YAZARLAR
Az önceHABER
2 saat önceHABER
3 saat önceHABER
4 saat önceHABER
17 saat önce
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.