DOLAR 43,8581 0.2%
EURO 51,6461 0.03%
ALTIN 7.065,920,42
BITCOIN 29442880.89763%
Balıkesir
11°

AZ BULUTLU

SABAHA KALAN SÜRE

Sevgi Seçen

Sevgi Seçen

19 Şubat 2026 Perşembe

Tüketmek ve Tükenmişlik: Üretmeden Yaşamak Mümkün mü?

Tüketmek ve Tükenmişlik: Üretmeden Yaşamak Mümkün mü?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tüketici olmak iyi değildir. Üretici olalım

Tüketim odaklı modern yaşam, bireyleri psikolojik ve ruhsal olarak tükenmişliğe sürüklüyor. Uzmanlara göre üretmek; zihinsel sağlık, stres yönetimi ve yaşam doyumu açısından kritik bir rol oynuyor. Tüketmek ile tükenmek arasındaki ilişki, sürdürülebilir yaşam tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.

“Tüketici olmak iyi değildir. Üretici olalım.”
Mustafa Kemal Atatürk

İnsan doğası gereği üretmeye meyillidir. Tarihin en eski dönemlerinden bu yana varlığını sürdürebilmesinin temelinde üretim vardır. Anadolu’da sıkça kullanılan “İşleyen demir pas tutmaz” sözü, yalnızca ekonomik üretimi değil; zihinsel ve ruhsal canlılığı da işaret eder. Üretmek, insanın hem bireysel hem toplumsal sağlığının temel unsurlarından biridir.

Üretimin Psikolojik Etkisi

Bugün geçmişte “basit” görülen pek çok uğraş yeniden değer kazanıyor. Ninelerimizin örgü işleri, el sanatları, bahçe işleri… Modern şehir yaşamında unutulmaya yüz tutmuş bu faaliyetlerin zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğu bilimsel araştırmalarda da vurgulanıyor.

Nörologlar ve psikologlar; el emeğine dayalı üretim faaliyetlerinin stres düzeyini azalttığını, odaklanmayı artırdığını ve kaygıyı düşürdüğünü belirtiyor. Hatta bazı terapi yöntemlerinde örgü örmek, toprakla uğraşmak ya da küçük çaplı üretim faaliyetleri destekleyici uygulamalar arasında yer alıyor.

Metropol Hayatı ve Tükenmişlik

Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde görülen tükenmişlik sendromu, modern çağın en yaygın psikolojik sorunlarından biri olarak gösteriliyor. Yoğun tempo, sürekli tüketim odaklı yaşam ve üretimden uzaklaşma; bireyin zihinsel ve ruhsal enerjisini hızla tüketiyor.

Uzmanlara göre kırsal yaşam, doğayla temas ve toprağa dokunmak; tükenmişlik sendromunun etkilerini azaltabiliyor. Bir şeyler ekmek, yetiştirmek ve ortaya somut bir ürün koymak, bireyin kontrol duygusunu ve yaşam tatminini artırıyor.

Tüketmek ve Tükenmek

Aynı Kökten Gelen İki Kavram

“Tüketmek” ve “tükenmek” kelimeleri aynı kökten geliyor. Bu benzerlik tesadüf mü?

Bir markete gidip almak istediğiniz ürünün kalmadığını duyduğunuzda kasiyer “Üzgünüm, tükendi” der. Yani yok olmuştur. Peki insan da yalnızca tüketen bir yaşam biçimini benimsediğinde, kendi enerjisini ve anlam duygusunu tüketmez mi?

Sürekli tüketmeye dayalı bir yaşam modeli; üretmenin verdiği doyumu ve aidiyeti geri plana itiyor. Bu durum, bireysel yaşam kalitesini olduğu kadar toplumsal sürdürülebilirliği de etkiliyor.

Üretmeden Sürdürülebilir Bir Hayat Mümkün mü?

Üretim sadece ekonomik bir faaliyet değildir; aynı zamanda bir varoluş biçimidir. Üretmek, bireyin hayata dokunduğunu hissetmesini sağlar. Tüketimin merkezde olduğu bir yaşam düzeninde ise birey, edilgen bir konuma sürüklenir.

Bugün yeniden sorulması gereken soru şu:
Tüketim odaklı bir yaşam tarzıyla, gerçekten tükenmeden yaşamak mümkün mü?

Üretmek; sadece kazanmak değil, aynı zamanda iyileşmek, güçlenmek ve anlam bulmaktır. Belki de modern çağın en büyük ihtiyacı, yeniden üretmeyi hatırlamaktır.

Sevgi Seçen

Uretmeden-Yasamak-Mumkun-mu Tüketmek ve Tükenmişlik: Üretmeden Yaşamak Mümkün mü?

Devamını Oku

Aynadaki Kişi Kim? Kendin Olma Cesareti

Aynadaki Kişi Kim? Kendin Olma Cesareti
3

BEĞENDİM

ABONE OL

Aynadaki kişi kim?

Çocukken aynaya baktığımızda tereddüt etmezdik.
Aynadaki kişi bizdik. Saf, filtresiz, korkusuz.

Yıllar geçti.

Her gün aynaya baktık ama bir gün geldi ki, o yansıma bize yabancılaştı. Yüz aynıydı belki ama ruh başkaydı. Gözler tanıdıktı fakat içindeki ifade değişmişti.

Peki ne oldu?

Ne zaman kendimiz olmaktan bu kadar uzaklaştık?

Toplumun Öğrettiği Ama Eksik Bıraktığı Gerçek

Bize küçük yaşlardan itibaren şunlar öğretildi:

  • Kimseyi kırma
  • Üzme
  • Ayıp olmasın
  • Rezil olma

Ama kimse şunu öğretmedi:
Kendin olmak en büyük özgürlüktür.

“Ben şimdi hayır dersem kırılır mı?”
“Böyle davranırsam ayıplanır mıyım?”

Bu sorular, zamanla kimliğimizin yerine geçti. Gülüşümüzü yarıda kestik. Fikirlerimizi yuttuk. İsteklerimizi erteledik. Çünkü ilişkilerde kimlik kaybı yaşamamak yerine, kabul görmek daha güvenli geldi.

Oysa özgüven, başkalarını memnun etmekten değil; kendi sınırlarını net çizmekten doğar.

İlişkilerde Kimlik Kaybı: Küçük Tavizlerin Büyük Bedeli

Yıllar önce bir hanım danışanım şöyle demişti:

“Bu saç renginden bıktım artık.”

“Neden?” diye sordum.

“Eşim beğenmiyor, yıllardır onun istediği renge boyuyorum.”

Bir an durdum.

“Eşiniz saçınızı kesip kendi mi kullanıyor?” dedim.

Şaşırdı.

Toparlamak zorunda kaldım:

“Bu saç sizin. Peki saç renginizi neden bir başkası belirliyor? Siz istediniz diye o saçını sıfıra kestirir mi?”

Bu örnek basit gibi görünür. Ama mesele saç değil.
Mesele sınır koymak.

Saçtan başlayan müdahale, kıyafete uzanır.
Kıyafetten yaşam tarzına.
Oradan düşünceye.

Ve bir gün aynaya baktığınızda gördüğünüz kişi, size benzeyen ama siz olmayan biridir.

Sınır Koymak Neden Bu Kadar Zor?

Çünkü kaybetmekten korkuyoruz.
Onay alamamaktan korkuyoruz.
Sevilmemekten korkuyoruz.

Oysa bireysel özgürlük, kimseye zarar vermeden kendi tercihlerinin arkasında durabilmektir.
Kendin olma cesareti, en başta “hayır” diyebilme gücüdür.

Unutmayın:
Sınırlarınız yoksa, herkes hayatınıza müdahale edebilir.

Şimdi Aynaya Bak ve Kendine Sor

Bugün aynaya baktığında gördüğün kişi gerçekten sen misin?
Yoksa başkalarının beklentilerinin toplamı mı?

Gülüşün sana mı ait?
Tercihlerin gerçekten senin mi?
Hayatın senin kararlarınla mı şekilleniyor?

Yoksa yıllardır süren küçük tavizler seni görünmez mi yaptı?

Kendin Olma Cesareti: Asıl Yüzleşme

Bu yazı bir suçlama değil.
Bir yüzleşme çağrısı.

Çünkü kendin olma cesareti bir günde kazanılmaz.
Ama bir günde fark edilir.

Belki bugün.

Belki şu an.

Şimdi sana soruyorum:

Aynadaki kişi kim?

aynadaki-kisi-kim Aynadaki Kişi Kim? Kendin Olma Cesareti

Devamını Oku