Tüketim odaklı modern yaşam, bireyleri psikolojik ve ruhsal olarak tükenmişliğe sürüklüyor. Uzmanlara göre üretmek; zihinsel sağlık, stres yönetimi ve yaşam doyumu açısından kritik bir rol oynuyor. Tüketmek ile tükenmek arasındaki ilişki, sürdürülebilir yaşam tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor.
“Tüketici olmak iyi değildir. Üretici olalım.”
— Mustafa Kemal Atatürk
İnsan doğası gereği üretmeye meyillidir. Tarihin en eski dönemlerinden bu yana varlığını sürdürebilmesinin temelinde üretim vardır. Anadolu’da sıkça kullanılan “İşleyen demir pas tutmaz” sözü, yalnızca ekonomik üretimi değil; zihinsel ve ruhsal canlılığı da işaret eder. Üretmek, insanın hem bireysel hem toplumsal sağlığının temel unsurlarından biridir.
Bugün geçmişte “basit” görülen pek çok uğraş yeniden değer kazanıyor. Ninelerimizin örgü işleri, el sanatları, bahçe işleri… Modern şehir yaşamında unutulmaya yüz tutmuş bu faaliyetlerin zihinsel sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğu bilimsel araştırmalarda da vurgulanıyor.
Nörologlar ve psikologlar; el emeğine dayalı üretim faaliyetlerinin stres düzeyini azalttığını, odaklanmayı artırdığını ve kaygıyı düşürdüğünü belirtiyor. Hatta bazı terapi yöntemlerinde örgü örmek, toprakla uğraşmak ya da küçük çaplı üretim faaliyetleri destekleyici uygulamalar arasında yer alıyor.
Özellikle büyük şehirlerde yaşayan bireylerde görülen tükenmişlik sendromu, modern çağın en yaygın psikolojik sorunlarından biri olarak gösteriliyor. Yoğun tempo, sürekli tüketim odaklı yaşam ve üretimden uzaklaşma; bireyin zihinsel ve ruhsal enerjisini hızla tüketiyor.
Uzmanlara göre kırsal yaşam, doğayla temas ve toprağa dokunmak; tükenmişlik sendromunun etkilerini azaltabiliyor. Bir şeyler ekmek, yetiştirmek ve ortaya somut bir ürün koymak, bireyin kontrol duygusunu ve yaşam tatminini artırıyor.
“Tüketmek” ve “tükenmek” kelimeleri aynı kökten geliyor. Bu benzerlik tesadüf mü?
Bir markete gidip almak istediğiniz ürünün kalmadığını duyduğunuzda kasiyer “Üzgünüm, tükendi” der. Yani yok olmuştur. Peki insan da yalnızca tüketen bir yaşam biçimini benimsediğinde, kendi enerjisini ve anlam duygusunu tüketmez mi?
Sürekli tüketmeye dayalı bir yaşam modeli; üretmenin verdiği doyumu ve aidiyeti geri plana itiyor. Bu durum, bireysel yaşam kalitesini olduğu kadar toplumsal sürdürülebilirliği de etkiliyor.
Üretim sadece ekonomik bir faaliyet değildir; aynı zamanda bir varoluş biçimidir. Üretmek, bireyin hayata dokunduğunu hissetmesini sağlar. Tüketimin merkezde olduğu bir yaşam düzeninde ise birey, edilgen bir konuma sürüklenir.
Bugün yeniden sorulması gereken soru şu:
Tüketim odaklı bir yaşam tarzıyla, gerçekten tükenmeden yaşamak mümkün mü?
Üretmek; sadece kazanmak değil, aynı zamanda iyileşmek, güçlenmek ve anlam bulmaktır. Belki de modern çağın en büyük ihtiyacı, yeniden üretmeyi hatırlamaktır.
Sevgi Seçen

ULUSLARARASI
6 saat önceULUSLARARASI
6 saat önceSPOR
6 saat önceVİDEO GALERİ
7 saat önceGÜNDEM
9 saat önceULUSLARARASI
11 saat önceVİDEO GALERİ
1 gün önce