08 Mart 2026 Pazar
Dışişleri Bakanı #HakanFidan’ın sözleri tartışılıyor. İran’ın savaş stratejisi ve Türkiye’nin diplomasi yaklaşımı yeniden gündemde. #İranİsrailSavaşı #TürkiyeDışPolitika
Dışişleri Bakanı #HakanFidan’ın İran ve savaş dengeleri üzerine yaptığı değerlendirmeler sosyal medyada tartışma konusu oldu. Özellikle #İranİsrailSavaşı ve bölgedeki askeri gelişmeler üzerinden yapılan yorumlar, Türkiye’nin #TürkiyeDışPolitika yaklaşımını yeniden gündeme taşıdı.

Bakan Fidan’ın açıklamaları üzerine sosyal medyada farklı kesimlerden eleştiriler geldi. Ancak birçok analist, Fidan’ın sözlerinin bölgedeki askeri gerçekliğe işaret ettiğini savunuyor.
Eleştirilerin odağındaki konu ise İran’ın savaş stratejisi ve askeri hazırlık kapasitesi oldu. Özellikle #OrtadoğuSavaşı senaryoları ve İran’ın hava sahasında yaşanan gelişmeler bu tartışmaları daha da alevlendirdi.
Uzmanlara göre İran’ın balistik füze kapasitesi dikkat çekici olsa da hava savunma sistemlerinin yeterliliği tartışılıyor. Son dönemde İran hava sahasında yaşanan gelişmeler ve bombardıman görüntüleri, bu tartışmaları daha da büyüttü.
Analistlere göre güçlü füze sistemlerine rağmen etkin bir hava savunma ağı kurulamaması İran’ın stratejik zafiyetlerinden biri olarak görülüyor. Bu durum özellikle #İsrailABDSavaşı ve bölgesel güç dengeleri açısından önemli bir tartışma başlığı oluşturuyor.
Türkiye’nin bölgesel krizlerde izlediği strateji ise dikkatle takip ediliyor. #TürkDiplomasisi çerçevesinde Ankara’nın temel hedefinin bölgesel savaşın dışında kalmak ve ulusal çıkarları korumak olduğu ifade ediliyor.
Diplomatik çevreler, Türkiye’nin savaşın tarafı olmadan bölgedeki dengeleri korumaya çalıştığını ve devlet aklının uzun vadeli stratejiler üzerinden hareket ettiğini belirtiyor.
Bölgedeki gelişmeler yalnızca İran ile sınırlı değil. ABD, İsrail, Rusya ve Çin gibi küresel aktörlerin hamleleri #OrtadoğuSavaşı riskini daha karmaşık hale getiriyor.
Uzmanlara göre bu süreçte Türkiye’nin stratejik sabrı ve diplomatik dengesi kritik önem taşıyor. Bölgesel krizlerin kazananı olmayacağı görüşü ise uluslararası analizlerde sıkça dile getiriliyor.

Pandemiden bugüne dünyanın büyük bölümünde ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşandığı bilinen bir gerçek. Küresel krizlerin Türkiye’yi de etkilemesi elbette anlaşılabilir bir durum. Ancak Türkiye’de yaşanan sıkıntıların geçici olmaktan çıkıp kronik bir hal alması, vatandaşın kafasında tek bir soruyu büyütüyor: Vatandaş neye inanacak, neden inanacak? #ekonomikkriz #emekli #siyaset
Bugün asgari ücretlisinden emeklisine kadar geniş bir kesim ciddi bir ekonomik baskı altında yaşam mücadelesi veriyor. Zam kelimesi bazı medya organlarında adeta sansürlenip “güncelleme” olarak ifade edilse de vatandaşın yaşadığı gerçek değişmiyor.
Cebe giren belli, cepten çıkan belli. Ancak ev ile çarşı arasındaki hesap artık tutmuyor. Gelir ile gider arasındaki denge bozuldukça, faturanın her seferinde vatandaşa kesildiği yönündeki algı güçleniyor.
Türkiye’de siyaset kurumuna güven uzun yıllardır tartışılan bir konu. Ancak son yıllarda hem iktidar hem de muhalefet kanadı toplumun çok daha sert eleştirileriyle karşı karşıya kalıyor.
Vatandaş bir yandan mutfaktaki yangınla mücadele ederken, diğer yandan siyasetin sert tartışmaları arasında sıkışmış durumda. Güç, makam ve mevki üzerinden topluma üstten konuşan siyasetçiler ya da halktan kopuk söylemler kullanan isimler, bu güvensizliği daha da derinleştiriyor.
Siyasetin içinde yaşanan yön değişimleri, ani söylem değişiklikleri ve keskin tartışmalar ise toplumun gözünde siyasi dengelerin sarsıldığı algısını güçlendiriyor.
Ekonomi yönetiminin başındaki isim olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin artık “yüksek gelirli ülkeler grubuna girdiğini” ifade ediyor.
Aynı gün içerisinde AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ise emeklilerin bayram ikramiyesine ilişkin sorulara şu cevabı veriyor:
“Kaynak bulmakta zorlanıyoruz. Emeklilerin bayram ikramiyesine zam yapılmayacak.”
Bu iki açıklama yan yana geldiğinde ortaya çıkan tablo vatandaş açısından ciddi bir soru işareti yaratıyor.
Bir tarafta “yüksek gelirli ülkeler ligine giren Türkiye” söylemi, diğer tarafta ise emeklilere yapılacak artış için kaynak bulunamadığı açıklaması.
Bu noktada vatandaş doğal olarak şu soruyu soruyor: Eğer ekonomi gerçekten yükselişteyse bunun vatandaşa yansıması nerede?
Aynı siyasi yapı içinde yer alan iki etkili ismin aynı gün yaptığı açıklamalar, kamuoyunda adeta birbirini tekzip eden bir tablo oluşturdu.
Bir taraf ekonomik başarı vurgusu yaparken, diğer taraf kaynak sıkıntısından söz ediyor.
Bu durum yalnızca vatandaşın değil, ekonomi yorumcularının ve kamuoyu analistlerinin de kafasında ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Bugün toplumun önemli bir kesimi şu sorunun cevabını arıyor:
Türkiye gerçekten ekonomik olarak Şampiyonlar Ligi’nde mi mücadele ediyor, yoksa amatör ligden düşmemek için mi direniyor?
Bu sorunun cevabını ise en nihayetinde millet verecek.
Demokrasilerde nihai karar her zaman milletindir. Vatandaşın yaşadığı ekonomik gerçekler ile siyasi söylemler arasındaki fark büyüdükçe, bu farkın nasıl değerlendirileceğini zaman ve sandık gösterecek.

Tanju Özcan’ın tutuklanmasının ardından sıra Mansur Yavaş’a mı geliyor? Vaziyet alın, ortalık karışacak. Mutlak Butlan öncesi son dönemeçte CHP üzerine öngörülerimi dikkatle okuyun. #CHP #ÖzgürÖzel #TanjuÖzcan #MansurYavaş #KemalKılıçdaroğlu
İddialı bir cümle biliyorum İmamoğlu için feda edildiğini söylemek. Ekonomik zorluklarla birlikte Cumhur İttifakının halka kendisini ifade edemeyeceğini bilen Özgür Özel’in, partilileri sürekli eylemden eyleme sürüklediğine bakmayın siz. Madalyonun ardında öyle hesaplar var ki; dün iddialarıma itiraz edip sonrasında “haklı çıktın yine” demeleriniz gibi bir şeyler var gardropların gizli çekmecelerinde.
Ekrem İmamoğlu’nun başına öyle işler açtığını görüyoruz ki yargılandığı dosyalardan, hepsinden beraat alsa bile aday olamayacağı ortada. Bakmayın siz CHP üst yönetiminin söylemlerine. Özgür Özel’in ajandasında neler olduğunu irdeleyeyim birazcık.
Kılıçdaroğlu’nun yaratmış olduğu dikta yönetim anlayışı ile kafasını kaldıranın kulağından tutulup kapı önüne konma riskini göğüsleme cesareti gösteremeyen Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu’nu kurultayda İmamoğlu’nu yanına çekmeden kazanamayacağını biliyordu. İmamoğlu’nun ağzına da Cumhurbaşkanı Adaylığı balı sürülünce, KK karşıtlığı üzerine ittifak kuruluvermişti ve yargıya yansıyan iddialara göre kurultayda döndürülmedik hadise kalmadığı öğreniyoruz ulusal medyada yaşanan tartışmalardan. Nasıl olsa İmamoğlu’nun kendisini harcatmak üzere tonla şaibe ortamı yaratılmıştı. Sıra ince ayar hesaplaşmalarda.
İmamoğlu’nun harcanması sonrasında otomasyon aday CHP için Mansur Yavaş’tan başka isim olamazdı. Haliyle hem yandaş medya hem de fondaş medya unsurları bunu dile getirmeye başladı. Ancak Mansur Yavaş’ın adaylığını CHP tabanı kabul etmez algısı da ardından oluşturuldu. Mansur Yavaş’ın da basına verdiği demeçlerde “talep oluşursa düşünürüz” sözleri, birilerinin ajandalarında harcanma riskine hakim oluşundan kaynaklı aslında. Bugün bir şeyleri açık açık konuşamasa da bir gün masayı devirirse kimse şaşırmasın.
Asla değildi. Üç harfli marketler ile olan sürtüşmesini Bolu’yu bırakın Türkiye biliyordu. Medya yüzü geniş olan ve de toplumda karşılığı bulunan Tanju Özcan’ın yargı odağında da olduğunu görmezden kimse gelemez. Hele hele CHP yönetiminin UFO görmüş köylü misali tavırları hiç de inandırıcı değil. Mansur Yavaş’a uzanacak ise bir takım hadiseler, öncelikle Tanju Özcan’ın oyun dışı kalması şart. Hatta Muharrem İnce’nin de birkaç güne görürsünüz game over edilişine tanıklık edersiniz.
Özgür Özel’in kurduğunu düşündüğüm planlarında sıra sıra kurban edilenler olacak ve alternatifsiz tek aday olarak Cumhurbaşkanı adayı olarak sahneye çıkması bir hayal değil, en başından beri var olduğunu düşündüğüm projeydi. Lakin Mutlak Butlan davası Özgür Özel’in de eminim ki hevesini kaçırıyordur. Mahkemenin önce reddedişi akabinde geri iade edilişi dava sürecinin hangi evreye dönüşeceğinin sinyallerini vermiş oldu. Bekleyin, izleyin. Söylemlerimin bir bir çıkması sonrasında öngörülerimin mesnetsiz olmadığını göreceksiniz.
Kemal Kılıçdaroğlu CHP için gelmiş geçmiş en başarısız genel başkan sözümde haksız olmadığımı herkese bin defa ispat ederim. Bu noktada Cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde Kılıçdaroğlu ile ilgili yaptığım eleştiriler noktasında bir çok CHP’li arkadaşım beni eleştirdiklerinde, “3-4 ay sonra partiden yollamak için birbiriniz ile yarışacaksınız” sözlerimi de doğrulayışlarını Türkiye izledi. İmamoğlu’nun tutuklanma süreçlerinde, Tanju Özcan’ın gözaltı ve tutukluluk sürecinde Kılıçdaroğlu ve Kılıçdaroğlu’nun prensleri olarak bilinen isimlerden bir reaksiyon neden gelemedi? Örneğin Balıkesir milletvekilleri ve il başkanı Tanju Özcan’a destek açıklamaları yaparken BBB Başkanı Ahmet Akın’dan bu konuda tek bir açıklama geldi mi? Herkesin vaktini beklediği bir şeyler var. İyi analiz yapın bence. Ocu, bucu olmadan düşünün ve sorgulayın derim. Kılıçdaroğlu partinin başına geçeceği günün eşiğinde ince ince hesaplarını yaparken bugün CHP yönetiminde borusunu öttürdüğünü zannedenlerin de eminim ki uykuları kaçıyordur.
Başta ekonominin berbat ötesi haliyle yaşanan ekonomik krizler, dizginlenemeyen döviz ve akaryakıt fiyatları, sokaklarda konuşmaktan çekinmeyen emeklilerin hali ortada. Böylesi bir Türkiye gerçeği ile girilen yerel seçimlerde sürpriz olarak 1. parti konumuna gelinmedi aslında. Bu Ak Parti içinde güç zehirlenmesi yaşayanların, partiye değer katmayıp partiden güç alarak zalimleşenlerden sandıkta alınan bir hınçtı. Ak Parti bu tabloyu okurken biraz zorlandı ancak kendi gerçekleriyle yüzleşti. Bu fikre nereden varıyorsun diye merak edenler olabilir aranızda. Düne kadar besledikleri algıcı çalgıcı medyanın Ak Parti genel merkezine tuzak kurarcasına yaptıkları yayınlarla öne çıkarıp yaldızlayarak öne çıkardığı kim var ise hepsi patladı sandıklarda. Genel merkez yanlışın ekonomi meselesi olduğunu düşünüyordu ki, meselenin sadece ekonomi merkezli olmadığını fark etti. O andan beri de bu avaneleri kamuoyu gözünde rezil etmedi ama giyecekleri bir hırka da vermedi bunlara. Şimdilerde dünün besleme tayfaları bazı yaldızlama faaliyetlerine bürünür gibi olsa da, Ankara’da Ak Parti genel merkezinde kıymet-i harbiyesi zerre bulunmamakta. Vilayetimiz için de kontürmatikçi oldukları aşikar hal almış bazı cenahların algı hamlelerine artık Kadir bile İnanır olamıyor işte. Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili benim bile eleştirdiğim Devlet Bahçeli’nin çıkışları Ak Parti’nin projeyi uzun soluklu yürütmeye hazır olduğunu göstermekte. Halka alıştıra alıştıra, gelebilecek tepkileri absorbe ede ede bu süreci sürdüreceğinin güvenini vermekte. DEM içinde kendilerine beyaz Kürtler denen bazı odakların süreci sabote etmek maksadıyla aykırı çıkışlarına rağmen, bu sürecin hem ülkenin hem de kendi siyasi bekaları için tamamına erdirilmesi gereken süreç olduğunu biliyorlar. Pekala CHP bu süreçte ne yapıyor? Tabanını konsolide etmek için İmamoğlu için protesto eylemleriyle meşgul edip, AB ülkelerinden kendilerine gelmeyen destekden dolayı şikayet etmekle meşguller. CHP tabanındaki insanlar bile İmamoğlu konusunda samimiyet kalmadığını değerlendirmekteler. Özgür Özel’in hayallerinin ne olduğu da aşikar olunca, dün istenmeyen adam ilan edilen Kılıçdaroğlu’na hoş geldin paşam diyecek o kadar kesim var ki CHP’de, işte o an geldiğinde patates gibi ortadan yarılan bir CHP göreceğiz ülkecek.
Kitabın ortasından konuşurcasına anlatmaya çalıştım. Daha girmem gereken ama bugün girmek istemediğim o kadar çok detay var ki; vakti geldikçe anlatırız kimi zaman makalelerimde kimi zaman da yapacağım canlı yayınlarda.
The final kısmına gelirsek de, şu meşhur söz ile tamamlayayım son cümlemi; “Yaşattığını yaşamadan son nefesini vermez insan”. Kılıçdaroğlu’na dün manevra yaparak bir yerlere gelenler, yarın aynısını belki de beterini yaşayarak olacaklar yerlerinden.
Demedi deme İbrahim…

ABD ve İsrail İran’a çeşitli bahanelerle saldırırken Çin’den karşı müdahale bekleyenlere, Çin’in neden müdahalede bulunamayacağını anlatalım.
Hem Amerikan, hem İsrail hem de Çin tarihine bakacak olursak, hiç birinin tarihinin parlak olmadığını görürüz. Bugün dünya ekonomisinin patronu ne ABD, ne de Çin’dir. Çin’in ucuz iş gücü merkezi olması sebebiyle paranın sahipleri meşhur ailelerin Çin’i üretim merkezi haline getirmesi Çin’i patron yapmaya yetmez. Yetmediği de son yaşanan gelişmelerle ortaya çıktı. Bugün paranın merkezi gücü Siyonist sermayedir. Siyonist sermayenin de kabesi İsrail devletidir. Paranın sahipleri olanlar her ne kadar İsrail dışında yaşamayı seçseler de ABD’yi İsrail’in bodyguardı yapıp Amerikan devletinin tüm derinliklerini ele geçirmişlerdir. Hedeflerine hizmet etmeyecek hiç kimseyi yaşatmaz. Bu nedenle de ellerindeki medya güçleriyle de her türlü algıyı da yönetirler. Son dönemin dünya gündemini işgal eden Epstein dosyalarının Trump’ı nasıl zor duruma soktuğunu, yapmak istemediği halde İsrail’in güvenlik endişelerini gidermek için İran’a saldırmak zorunda kalışına uydurmadık bahane bırakmayışını izlemekteyiz.
Tarihe iz bırakmış Perslerin devlet anlayışı sayesinde asırlarca egemen devlet olarak bölgesinde ayakta kaldığını tarihten biliyoruz. Pers devlet geleneklerini terk edip bugünkü adıyla molla rejimi ve geçmişteki yalpalayan benzeri Acem anlayışları İran’ın sürekli işgale uğramasına neden olmuştur. Pers devlet anlayışına bir daha asla geçemez hale getirilmiş, demografik yapısı buna göre dizayn edilmiş İran’ın kolay kolay toparlanmasının mümkün olamayacağını düşünüyorum. Çünkü bugünkü molla rejimini yıkmaya kalksanız bile alternatif İran devletinin bütünlüğünü koruyabilecek bir anlayış için gerekli siyasal zemin kalmamıştır. Batı destekli şah neslinin devamı İran’ı parçalamak için bir senaryodan başka bir şey değildir. Bu nedenledir ki; dünya petrol rezerv ve üretiminde istersen lider ülke konumunda olsu İran, devlet-millet bütünlüğünü yeniden tesis edebilecek bir iradesinden bahsedemeyiz. Hamaney’in ve beraberinde birçok önemli ismin öldürülmüş olmasına rağmen, bir ülke hâlâ kurtulamadığı rejimin pençeleriyle belirlenecek bir isme mahkum durumdadır. Rejime bağlı askeri güçlerin bundan sonra ülke içinde rejimin katı kurallarına uymak istemeyenleri katledeceği süreci yaşayacaklar. Kafasını kaldıran anında Siyonist işbirlikçi ilan edilecek ve katledilecektir. Bu şartlar altında da Şia teolojik anlayışı daha da kabuğunu sertleştirecek, ülke ekonomisi tükenme noktasına gelecektir. Dışarıdan yapılan ve yapılmaya devam edilecek olan askeri müdahaleler durumun vehametini derinleştirmekten başka bir etki yaratmayacak, en sonunda İran muhtemelen 3-4 parçaya bölünecektir.
Çin lideri Şi Cinping kendince ekonomik modellemeler ile güçlenme ve ticareti akıl ile kontrol altına alma hedefinde. Bu süreci takıtmadan da askeri hamlelere güçlü ordu yaratmadan geçilemeyeceği bilinciyle, gelişmiş denizaltılar ve fırkateynler olmadan denizlere egemen olunamayacağı, gelişmiş savaş uçakları olmadan gökyüzüne hâkim olunamayacağı, savunma kubbeleri oluşturmadan bir ülkenin savunulamayacağını bilen Çin liderinin, izlediği rotanın doğru politikalar olduğunu düşünebiliriz. Ancak unutmamak gerekir ki; siz ekonomik gücünüzü korumak ve askeri yapılanmanızı yeniden oluşturmak için sabırla projeksiyonlarınızı hayata geçirmek için hazırlansanız da, dünya üzerinde müttefik gördüklerinizin korumasını da yapmak zorundasınız. Bunu beceremiyor, müttefik dediğiniz Venezuela’nın devlet başkanı gece operasyonu ile yatağından alınırken, enerji ihtiyacınızı karşılayan İran’ın liderleri tespih taneleri gibi darmadağın ediliyor ve siz gerekli askeri yardımı sağlayamıyorsanız, yarınlarda kendi mevzilerinizi korumak için de müttefik bulamaz hâle gelirsiniz. Ticaret pazarındaki gücünüzle çok şeyi yapabileceğinizi zannedebilirsiniz, pazar gördüğünüz adreslerde devlet yönetimlerinin uydurma darbelerle nasıl devrildiğine de sadece seyircilik yapar kalırsınız. Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olsanız da, gelişmiş en müthiş hava savunma ve saldırı unsurlarını üretseniz de, kendi emperyal sisteminizi kimseye dayatamazsınız. ABD Çin’i direkt askeri hedef olarak almayacak bilinçle hareket etmeye devam edecek. Çin’i büyük bir ahtapot olarak görüp, bütün kollarını budayarak dünyanın jandarması benim iddiasını sürdürecektir. Rusya’nın kendi çıkmazları zaten ortada. Bataklığa dönüşen Ukrayna’da ne hedefine varabiliyor, ne geri çekilebiliyor. Saplandı kaldı batının tuzağına.
Dünya üzerinde yaşanan daha doğrusu yaşatılan ekonomik dalgalanmalar yüzünden insanların en büyük derdi, barınma ve geçinme üzerine. Bu dönemde bir de can güvenlikleri eklenmeye başlandı. Başına gökten bir füze ya da roketin düşmeyeceğinden kimse emin değil. Vesayet savaşlarının taşeronları olan terör örgütlerinin bir eyleminde hayatlarının garantisi kalmadı. En kötüsü de bunca kötülüğü insanlık kanıksamak zorunda kaldı. Bebeklerin, kadınların her gün öldürüldüğü saldırılarda, ölenlerin sadece sayısal kıymetleri anılıyor, o anılan rakamlar da birkaç gün sonra yeni ölümlerle sıradanlaştırılan güncellemelerle hayatın akabildiğince akışı gerçekleşiyor.
Çin ekonomik bir dev gibi görünse de, bugün Apple firması üretim bantlarını söküyorum dediği gün Çin’in üretebileceği iPhone telefon olmayacak. Bir takım teknolojik transferler yapsa da nihayetinde dünya pazarına girme şansı olmayacağı için üretebileceklerinin ancak iç pazara mahkum bir sanayi olarak yaşayabilecektir. Askeri gücünü daha da geliştirse, dünyanın 1 numaralı gücüne çevirse de, uluslararası alanda kendisine müttefik bulamayacaktır. Bu gerçekler doğrultusunda, Çin sadece mevcut toprak egemenliğini koruyabilecek, içi şişirilmiş kocaman bir hiç güç olarak anılmaktan başka bir kader bırakmamıştır kendisine.
Bir takım fikir uzmanı zannedenlerin Çin’in sürdürdüğü mücadelenin batıdaki tanımıyla GO planını izlediğini iddia etse de, nefret ettiğimiz emperyalist ABD ve ABD içinde egemen olan Siyonist anlayışın üretmiş olduğu ting tang kuruluşlarında on binlerce böylesi senaryoların analizleri ve karşı hamlelerine ait dosyalar bulunmakta. Yani Çin’in bütün değerleri bu ting tang kuruluşlarının hafızalarında çoktan yerini almış durumda. Oysa Çin’in hangi kuruluşunda Siyonizm ile mücadele için fikir bombardımanı yapabilecek ve hayata geçirebilecek bir eylem görebildik?
Ez cümle, vahşi ile baş etmek için en vahşi olmak zorundasın. Bir zulüm var ise zulmü dindirmek için zalimden de zalim olmakla karşı karşıya kalırsın. Ya en zalim olursun ya da zulmü zeyreden.

Bundan yıllar önce ABD Dış işleri bakanı olarak Türkiye’de gelen Condalize Rice Türkiye’de katıldığı TV programında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırları değişecek demişti. 21. Ülke İran’ı bekleyen kader ne olacak? Son dönemeci tarihe tanıklık ederek göreceğiz.
İran’ın demografik yapısı oldukça ilginçtir. Güneydoğusunda ağırlıklı bulunan Beluciler kendilerini Kürt olarak tanımlamaktadır. Hamaney’in ölümü sonrasında ortalık sakinler sakinlemez fitili ilk ateşelenecek bölge Beluciler’in yaşadığı bölge olacaktır.
Ülkenin güney batısında ağırlıklı olan Arapların Acemlerle çatıştırılma senaryosu önceden de devreye sokulmuş, devrim muhafızlarının baskılamasıyla süreç dondurulmuştu. Şianın Irak güneyinde de etki gücünün yüksek olmasından kaynaklı olarak İran’da çıkarılacak bir kıvılcımın hem İran’da hem de Irak’ta yıkıcı etkileri olacaktır.
Azeri nüfusun yıllardan beridir Azerbaycan ile birleşme hayalleri gizli saklı bir durum değildir. Bu tarihsel bir döngüye dönüşerek İran’ın bölünme sürecini hızlandıracak en kritik hususlardan biri olarak ortada durmaktadır.
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın halk üzerinde oluşturduğu sempati uluslararası camiada da bilinse de Pezeşkiyan’ın ağırlığı ülkeyi bir arada tutmaya yetmeyecektir.
İran’a yapılan saldırıların yıllardan beridir sistematik hale gelişinin en önemli temelini nükleer faaliyetler olarak gündeme getirseler de, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde henüz nükleer bomba üretebilecek seviyede olmadığı bir gerçektir. Buna rağmen neden nükleer bahanesi öne sürülmekte? Siyonist ve emperyalist güçler İran’a Çin ile enerji konusunda stratejik ortak olduğun için vuruyoruz diyemezler ki..! Rusya ile enerji yönünden birlikteliği söz konusu bile olmamıştır. Askeri strateji noktasında ortaklıklar hayata geçirilse de, Rusya İran’ı her askeri müdahalede yalnız bırakmıştır.
Ükenin doğu sınırının Afganistan ile olması Hamaney’in ölümü sonrasında ciddi risk haline büründü. Çünkü Afganistan’daki yönetimin ABD çıkarları için her şeyi yapmaya hazır oldukları bilinen gerçektir. İsrail ve ABD İran projelerini hayata geçirirken kendilerine maşalık yapacak sözde ülkeler ve o ülkeleri yöneten işbirlikçileri boş durmayacaklardır. Daha dün Afganistan’ın Pakistan ile çatışması bile tesadüf değildir. Hindistan’a ciddi şamarlayan Pakistan’ın odağını İran’ın bütünlüğüne veya Hindistan üzerine yoğunlaştırmaması için Afganistan yönetimi kullanışlı bir arguman olarak verilen vazifeyi yerine getirecektir.
Öncelikle İran’ın toprak bütünlüğünü korumaya çalışacağız ancak buna muvaffak olabilecekmiyiz? Bunu zaman gösterecek. Çünkü bir türlü Hava Kuvvetlerimizin güçlenmemesi için sürekli yokuş yapan ABD ve İsrail’in yarınlarda daha operasyonel Türkiye’yi karşılarında görmek istemediğini biliyoruz. Eldeki mevcut hava gücümüz ile de Suriye’yi mi muhafaza altında tutacağız, Akdeniz’deki menfaatlerimizi mi koruyacağız yoksa parçalanmanın eşiğindeki 21. ülke olan İran’ın toprak bütünlüğünü mü sağlayacağız. Nihayetinde BOP’un hedefindeki 22. ülke konumumuzda bir değişiklik yok. İsrail ve ABD işbirliğinin İran projesini tamamladıktan sonra gözlerini Anadolu’ya dikeceklerini söylemek bir bilgelik değil yarınlara yönelik planların anlatımıdır. Durduk yere iç cephe söylemlerinin, imralıdaki terör örgütü elebaşısının statülendirilmesi gerektiğine varan sözlerin, kurucu önder denilerek kutsama söylemlerinin ardında yarınların asıl hedefi biz olacağımız gerçeği bulunmaktadır.
İran topraklarında tabiri caiz ise borusu en çok ötecek ülke her haliyle Türkiye olabilir. Azerbaycan ile geliştirilen ilişkiler sayesinde, İran’daki Azeriler ve Türkmenlerin İran’ın toprak bütünlüğünü sağlanması için herhangi kalkışma içinde yer almaması ve olası provokasyonlarda tuzağa çekilmemesi için hem devlet otorite gücüyle hem de bölgede istihbari faaliyetleri derinleştirmesiyle bu mümkün olabilir. Burada Acem yönetiminin yani hakim olan molla idaresinin Türkiye ile gerçekten işbirliği yapması mümkün olursa, BOP projesi ÇÖP olabilir. Bu her ne kadar molla rejiminin irade zayıflığına dönüşmesi anlamı taşısa da, ülkelerinin bölünmesini engellemek istiyorlarsa, Türkiye ile yakın işbirliği içinde olma zorunlulukları ortadadır. Molla idaresi eğer Türkiye ile işbirliğine gitmez ise binlerce yıllık devlet aklına sahip Türk Devlet geleneği, bölgede otorite boşluğu yaratılmaması için mücadelesini verecek ve gerekirse kendi nüfus egemenliğini tesis edecektir, etmek zorundadır. Çünkü sahipsiz bırakılan her mevzi siyonizmin kalesine dönüştürülecektir.
Epstein dosyasıyla köşeye sıkıştırılan Trump siyasi hayatının belki de sırat sürecinde şu anda. Yönettiği ABD’nin yeni dünya düzeni ile darmadağın olması çakılacak bir kıvılcıma bakıyor. Çin’in ekonomik üstünlüğünü ya kıracak ya da ABD’nin kırımdan geçmesine müdahale bile edemeyecek. Çin ile askeri çatışma ortamına girecek güçte olmadığı için lokal çatışmalarla Çin’i köşeye sıkıştırma stratejisinin sürdürülebilirliği de ciddi tartışmalara sebep. Çünkü Venezuela gibi İran gibi ülkelerde çeşitli projeleri hayata geçirerek geçici kazanımlar elde edilebilir ancak bu yarınların ana belirleyici unsuru olamaz. Çin petrol ihtiyacını gerekirse Rusya üzerinden tedarik yoluna gider ve enerji sorununu krize dönüştürmeden geçiştirebilir ancak Çin’in orta asya ve Afrika üzerindeki hatta güney Amerika üzerindeki planlarını geliştirmesi durumunda ne ABD’nin ne de İsrail’in direnme şansı kalmayacaktır.
İran’ın yarınları üzerine yaptığım değerlendirmelerin haftaya yansımalarını da analiz edeceğim.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.