Kanıksamalar ve Yansımalar

Karmaşıklıkların içinde değerlerini yitirme çizgisini aşmış topluma dönüştürülüyoruz. Yaşanmaması gereken ne var ise yaşanan her şeyi kanıksamak zorunda bırakılıyoruz.

Karmaşıklıkların içinde değerlerini yitirme çizgisini aşmış topluma dönüştürülüyoruz. Yaşanmaması gereken ne var ise yaşanan her şeyi kanıksamak zorunda bırakılıyoruz.

Kanıksadıklarımız ve Kanıksamamamız Gerekenler

Çağımız iletişim çağı deniyor denmesine ancak her türlü iletişim cihazına sahip iken insanımız travma aşamasına gelmiş iletişimsizlik egemen olmuş durumda. Toplumsal iletişimsizliğine en ölümcül örnek ise yaşadığımız dört duvarların içerisinde. Kurulan sofrada bile aile bütünlüğünün zar zor sağlandığı ortamda, eline telefonu alan ya kendi odasına çekiliyor, ya da aynı odada birbirlerinden bile habersiz halde telefonlara saplanılıyor. Tercihlere bağlı olarak bir dizi izlenebiliyor ya da kafe benzeri ortamlara kaçış gerçekleşiyor. Bir baba evladı ile doğru düzgün iletişim bile sağlayamaz hale gelmiş, evladını sosyal medya hesabından kontrol edebileceğini düşünebileceğini zannediyor. Okuduğunuz bu cümleleri idrak ederken içinizden bir ses “aynı bizim evdeki durum” der gibi değil mi..? Çünkü sağlığı bozulmamış bir akıl ve kırıntıları kalmış olan bir vicdan, kurduğum bu cümleleri mutlaka tartmak zorunda hissediyor kendisini. Tabi o kantarın dirheminin genetiği ile oynanmamışsa.

Kanımsamamamız Gerekenlere Tepki Bile Veremez Olduk

Varın adına siz mahalle baskısı deyin, biri kalkıp dikta anlayış egemenliği desin, bir başkası sindirilmiş psikolojinin korkutulmuşluğu ile tanımlasın bu anlattığımı. Bir şekilde ürkmüş, ürkütülmüş insan olma ihtimaline elbette ki duyarsızlık gösteremem. Ancak atasözümüz de derki; korkunun ecele faydası yok. Kim ne der, beni yanlış mı anlarlar yaklaşımı inanın insani değerlerin insanlığını yitirmediği dönemlerde kaldı. Bugünlerde hakim olan mantık, aman başım belaya girmesin, aman başıma bir iş gelir ve aman bana necilik noktasına varan negatif evrim. Oysa müslümanız dediğimiz ülkemde, inancım haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır derken, şeytana pabuç çıkartacak nice haksızlıklara bırakın müdahale etmeyi, bırakın bir tepki vermeyi, bırakın biraz olsun buğuz yapmayı, neredeyse kim zulüm ediyor ise o zulümkarları ve zulümkarlığı alkışlayacak ve ne yazık ki destekleyecek bir evreye dönüştürüldük. Bunda siyasi mimarlığa soyunmuş ekran şaklabanlarının, o ekranları onlara tahsis eden medya patronlarının, o medya patronlarına ülke imkanlarını sunan siyasetçilerin payını görmezden gelemeyiz. Bir de nefsine yenik düşen cılız iradeleriyle salla başını al maaşınını doğru mantık zanneden kitleler yok mu? Özentilerin göbeğinde emperyalizmin en vahşi saldırılarına karşı evlatlarını koruması gereken ebeveynlerin evlatlarına siper olmak yerine, alın terinleri ile kazandıkları paralarla çocuklarını emperyalizmin sömürü ürünleriyle zehirlemelerine ne diyeceksiniz? Kanıksama aşamasından çıkıp yansımalara ulaşan ters evrim ile Allah sonumuzu hayır etsin inşallah sözlerine fazlaca mahkum olduğumuz bir dönemdeyiz.

Eğitim Sisteminin Allak Bullak Edilmesi

Her şeyin temelidir deriz eğitim için. Eğitim sadece okulda öğretmenin verecekleri değildir ki..! Baba ocağında başlar eğitim. Küçücük çocuklarımız öyle savunmasız bırakıldı ki, vahşi emperyalizm argumanlarına. En basit çizgi filmlerde bile entrikalar, hileler, şiddetin sıradanlaştırılmasına alıştırıldı çocuklar. Yaşı biraz ilerleyen çocuklar mafyalaşmanın nasıl gerçekleştirileceğinin bence akademik eğitimine tabi tutuldu ekranlarda. Her sokakta bir memati ya da Polat özentisinin nirvana yapması sıradanlaştı. Daha kötülük nedir bilmemesi gereken evlatlar, kimin neresine sıkılacağının eğitimini almakla kalmadı, kime arabasının içinde, hangi şekilde pusu atılacağının bile masterini yaptı. Yetmedi, yasaklı maddenin kola nasıl enjekte edileceğinin etüdü gösterilirken, genç kızların hangi tuzaklarla bataklıklara sürükleneceğinin doktorası bile yaptırıldı. Madde kaçakçılığının cukkalı olduğunu daha vahimi bunun bir iş ve sektör olduğunu idrak etmesi sağlandı. İlkokuldan lise son sınıfa kadar mevcut sistemlerin ve dahi sistemsizliklerin çocuklara kötülük etmesine gerek bile kalmadı. Zaten pusulası şaşırtılmış olan çocukların alfabenin 29 harfi ile cümle kurmasının bir önemi de gündeme gelebilecek nitelikte değildi. Eğitim sisteminin sürekli değişikliklere uğratılması, bilhassa sanayi sektöründe ara eleman denilen ve iş yükünün omurgasını oluşturan kesimin yok olmasına neden oldu. Bugün sanayi işletmelerinde eskinin ustalarının en şikayet ettiği konu ne yazık ki eleman bulamamak. MYO’lar açtık ülkenin dört bir yanında ama eli tornavida tutmaya meyilli olmayan gençlerden zorla tekniker yaratmak gibi abesle iştigal bir sorun yarattık ülkede.

Kanıksama ve Yansıma Süreci

Dilimin döndüğünce ifade etmeye çalıştığım kanıksatma sürecinin yansıma sürecine dönüşmesi kaçınılmazdı. Nitekim son dönemde toplumun genel kesiminin kabullendiği ya da kabullenmek zorunda bırakıldığı öyle ibretlik olaylara şahit olduk ki; bastırılmış psikolojik edilgenlik anlayışıyla her türlü irite edici vaka sıradanlaşmanın ötesine evrilip yansımaya dönüştü. Vaktiyle Dallas dizisindeki Pamela’nın maceralarını yaşamayan, yaşamadıysa bile özenmeyen genç kız bırakılmadı sokaklarda. Neresini nasıl ve neden açacağını şaşırmış genç kızların, zıvanadan çıkmış sakalı bile çıkmamış gencecik delikanlıların kendilerine idol edindikleri, rol model gördüklerinin sakince analizini yapsak ve bu analizi evlatlarımızla ilgili de gerçekleştirsek, eminim ki bir çok insan duyacağı pişmanlıkla ayağa kalkacak ve gidişata dur diyecektir.

Bitmek Bilmeyen Dejenerasyon Atakları

Ne demiştik eğitim ile ilgili? Eğitim önce ailede başlar. Televizyon ekranlarında her sabah pompalanan ne o zaman? Baldız baldan tatlıdır sözüne mertebe atlatıp kayınvalidesi ile aşk yaşayanından tutun da gelininden çocuk sahibi olan kayınpeder vakaları. Ahlaki değerlerin böylesine tüketildiği vakaların sürekli gündeme getiriliyor olmasını reyting meselesine bağlayamayız. Bu süreç kasıtlı olarak işletilen, Türk Aile yapısının temeline dinamit koymaktan başka bir tanımla ifade edilemez. Ne istiyor pekala bu sürecin mimarları ve figüranları Türk Aile yapısından? Emperyalizm ve Siyonizm hedeflerine yürürken tek engel görmektedir. O da Türk Milleti’dir. Türk Milleti’ni dışarıdan saldırarak tüketemeyeceğini bilen Siyonist ve emperyalis sistem, kullanılabilir argumanlar ve kullanışlı elemanları ile bu olayları sürekli medya üzerinden pompalayacak ki; vatandaş baldızın baldan tatlı olduğunu kanıksayabilsin. Düşünebiliyormusuunuz; LGBT reklamının sosyal medya ve televizyon ekranlarında en yüksek ön plana alındığı Türkiye’den başka bir ülke var mı dünyada? Eşcinsel oldukları bilinen sözde sanatçıları neredeyse her gün ekranlarda görürsünüz. Ailenin mahremine bile saldırmaktan çekinmeyen şeytani güçler sana çocuğunu evinde eğitme fırsatı tanır mı? Doğru düzgün eğitim alamamış ebeveynler zaten o ekranlara kilitlenmiş haldeler. Şimdi bu çocuğa evde doğru eğitimi kim verecek? Zaten hükümetler eğitim sistemini sürekli reform adı altında yaptıkları değişiklikler ile mahvetmekteler. Eğitim kalitesinde dünyanın gelişmiş ülkelerinde okuyan çocuklarla karşılaştırma bile yapamaz hale gelmişiz. Doğru beslenme imkanı da olmayan çocukların yeterli gıda alamaması sebebiyle zeka konusunda da sıkıntı yaşaması kaçınılmaz oluyor. Yeterince protein alamamış bünye hangi enzimi üretecek te beyin nöronlarına pozitif gelişim sağlatacak?

Yansımaların Serilik Kazanmasıyla Toplumsal Çöküşe Sürükleniş

İnanın abartmıyorum durumun vehametini anlatırken. Toplumun en küçük bireyinden en yaşlı bireyine kadar herkes saldırı altında. Bu saldırılar ile değerlerini, bizi biz yapan özelliklerimizi an ve an kaybediyoruz. Bunu çevrenizdeki komşuluk ilişkilerinden tutun da, sokakta en ufak bir tartışma hadisesinde bile katliama dönüşmesi olarak gözlemlemekteyiz. Mevcut iktidarın din eğilimli izlediği politikalar da netice veremiyor. Dindar yetiştireceğim derken yetiştirilen kindarların Türk Halkına kurşun sıktığı, bomba attığı 15 Temmuzu yaşadık. Dini eğitim vererek topluma pozitif katkı yapma projelerinin üzülerek söylüyorum ki; ateist, deist ya da okuduğu ayet ve surenin manasından bihaber kitleler yarattığı süreçteyiz. Hoca kılıklı bir şahsın Allah’ın haram ettiği faiz için haram değildir sözleri hala kulaklarımda çınlar durur. Bir zamanlar kurban olarak tavuk kesebilirsin diyen din bezirganlarından, bugün sözde dindar kisvesi adı altında faize helalleştirmeyi görev edinenlerin, evlendiği kadının önceki evliliğinden olan kızının adama helal olarak tanıtıldığı bir din anlayışı toplum üzerine egemen olamaz ancak toplumu inancından ve imanından da eder. İnanç duvarları yıkılan bir toplum zaten kolayca çökertilir. İşte yasaklı madde kullanımında herkesin nasıl kanıksar hale geldiğini gözlerinizle görüyor, çocuklarınızı nasıl koruyacağınızı şaşırıyorsunuz değil mi? Felaket senaryolarının yerine pozitif gelişmelerden bahsedebileceğim bir başka makalede görüşmek üzere.

Unutmayın değişim değişmekle başlar.

Levent Mercan
Benzer Videolar